|
Büyükada
Büyükada köşkleri, kulüpleri ve oturanları ile diğer
adalardan biraz farklıdır. Deyim yerindeyse Adaların metropolüdür. Burgaz
ile Kınalı ise daha "mütevazi" adalardır. Büyükada’nın dört
tepesinden en yüksek olanı adını Aya Yorgi Kilisesi’nden alıyor. Günümüzde
Yüce Tepe denir oldu. Diğer tepe de adını üzerindeki Khristos Manastırı’ndan
alıyor. Aya Yorgi 23 Nisan ve 24 Eylül günleri çok kalabalık olur. Her
dinden insan toplanır ve dua edip dilekte bulunurlar. Yan taraftaki kafeteryada
da Aya Yorgi’nin özel şarabı içilir.
Birlik Meydanı’nın biraz aşağısında 14. yy’da yapılan 1868’de yenilenen
Aya Nikola Büyükada’nın bir diğer kilisesidir. Cami olarak mimari değeri
olan Hamidiye camisi anılabilir.
Diğer adalarda olduğu gibi burada da motorlu taşıt yoktur. Sadece ambülans,
arazöz gibi resmi taşıtlar bulunur. (Resmi taşıtların sayısı giderek artıyor
ve bu işin tadı kaçmaya başlıyor ya neyse.) Ulaşım 230 faytonla sağlanır.
Bir de bisikletler kullanılır. Yük de insanla çekilen elarabaları veya
atlı araba ile taşınıyor. Adalarda toplam yüzbin bisiklet olduğu hesaplanıyor.
Bisikletlerin plakalı olduğu tek yer de Adalar.
Gezi amacıyla faytonlar küçük ve büyük ada turları yaparlar. Küçük tur
beş kilometre, Çankaya caddesi-Nizam yolundan Dil Burnu, Yörükali, Birlik
Meydanı(Lunapark), Hagios Nikolaos Kilisesi ve Maden tarafına gidiyor.
Lunapark’taki gazinoda mola veriliyor, birşeyler içmek için. Büyük tur
ise 12 kilometre sürüyor.
Adanın en ünlü plajı Yörük Ali’dir. Deniz son yıllarda kirlendi ama hala
İstanbul’da Karadeniz kıyıları ve Boğaz’ın kimi yerleri dışında denize
girilebilen tek yer Adalar. Hele bir de tekneyle dolaşıp kuytu bir koy
bulursanız.
Büyükadada faytonla büyük ve küçük tura katılmak adada ikamet edenlerin
değil de adaya günübirlik gelenlerin tercihidir. Büyükadayı yaz veya yaz-
kış mesken tutanların en büyük tutkusu ise yürümektir. Özellikle sabah
saatlerinde çam ve iyot kokusunun sindiği o ferahlatıcı atmosferde yürümenin
keyfine doyulmaz. Çankaya Caddesi boyunca sıralanan bakımlı bahçeli evler
ve tarihi konakları seyirle başlayan, tepelere çıktıkça güzelleşen, Heybeli
ve İstanbul’u içine alan nefis bir panoramayı ayaklar altına seren, Aşıklar
Yolu’na girip çam ormanı içindeki toprak yürüyüş yolunda devam eden, Lunapark
ya da Rum Yetimhanesi çevresinde soluklanıp Aya Yorgi’ye yönelen bir yürüyüş
güzergahı her şeye, ama her şeye değer.
Büyükada’da dokuz Rum Ortodoks, bir Ermeni, bir Latin kilisesi ile bir
Musevi Sinagogu vardır. Adanın en yüksek tepesi olan Aya Yorgi Tepesi’ndeki
Aya Yorgi manastırı ve Kilisesi, ikinci yüksek tepe üzerindeki Hristos
Kİlisesi ve manastırı, küçük tur yolu üzerinde ve Maden semtinde Aya Nİkola
Kilisesi, KUmsal semtinde Aya Dimitri Kİlisesi, iskeleye yakın San Pasifiko
Latin Katolik Kilisesi, Anadolu Kulüp’ün biraz üstündeki Ermeni Katolik
Kilisesi başlıcalarıdır. Aya Yorgi Kilisesi bugünkü haliyle 1905 yılında
yapılmış. Ancak çan kulesi 1870’lere tarihleniyor. Ancak bazı kaynaklarda,
buradaki ilk kilise ve manastırın yapımının Bizans dönemine, 6. yüzyıla
kadar gittiği yazılıyor.
Aya Yorgi yolu Luna Park’tan sonra dik ve parke taşlı. Yürüyerek ya da
Luna Park meydanından kiralanabilen eşeklerle çıkılabiliyor. 23 Nisan
günü Aya Yorgi’ye çıkanların yolboyu makiliklere ve ağaçlara bağladıkları
çaputlar ilginç bir görüntü oluşturuyor.
Aşıklar Yolu üzerinde olan, Luna Park’a bir asfalt yolla bağlanan ve adanın
iskele meydanı dışında hemen her tarafından görülebilen Rum Yetimhanesi,
Avrupa’nın monoblok en büyük ahşap yapısı sayılıyor. 1898-1899 yıllarında
Fransızlar tarafından otel yapılmak üzere inşa edilen ancak yönetimden
izin alınamadığı için işletilemeyen 235 odalı bina, Eleni Zafiri adlı
bir Rum kadın tarafından satın alınır ve o tarihe kadar Yedikule balıklı
Rum Hasatanesi’nde bulunan yetimhane buraya taşınır. Yetimhane 1960’dan
bu yana boş duruyor. Geçen yıllarda otel olarak kullanılmak üzere restorasyon
projesi hazırlandı ama bu proje çeşitli güçlüklerle karşılaşıp rafa kaldırıldı.
Son yıllarda yaşanan yoğun yapılaşmaya, kalabalıklaşmaya rağmen, Büyükada’nın
tarihi dokusu ve doğası büyük ölçüde korunmuştur. Bir yandan zengin azınlığın,
öte yandan Cumhuriyet dönemi aydınlarının, yazarlarının, üst düzey yönetici
ve siyaset adamlarının ilgi gösterdiği Büyükada, 19. yüzyıl sonlarından
bugüne son derece canlı ve renkli bir sosyal yaşama sahne olmuştur. Ahşap
binalar korumaya alınmış, ada tümüyle SİT alanı ilan edilmiştir.
Splendid Palas Oteli, Anadolu Klübü, belediyenin bulunduğu konak, kaymakamlığın
bulunduğu Hacapoulos Köşkü, uzunca bir süre ilkokul olarak kullanılan
İskenderiye Patriği Sofranios’un köşkü, İzzet Paşa köşkü İskeleden çıkınca
hemen karşınızdaki yeni restore edilen Saydam Planet oteli adanın gözalıcı
yüzlerce yapısından yalnızca birkaçıdır.
Sovyet Devrimi’nin liderlerinden Troçki sürgün yaşamının ilk dört yılını
adanın Heybeli’ye bakan bölümündeki bir yalıda geçirmişti. Halikarnas
Balıkçısı Cevat Şakir de Şakir Paşa köşkünde doğup büyüdü.Reşat Nuri Güntekin
eserlerini, Maden semtindeki konutunda kaleme aldı.
Büyükada’ya Sirkeci, Kadıköy ve Kartal’dan vapur, Kabataş ve Bostancı’dan
hem vapur, hem de deniz otobüsü ile gidebilirsiniz. Yazın haftasonları
büyük motorlar da Kartal ve Bostancı’dan dolmuş yaparlar.

Haritanın Büyük Hali İçin Resme Tıklayınız.
|